Kolay ve Hızlının Vazgeçilmez Büyüsü

 

Depositphotos 22303343 originalDeğişim kolay ve hızlı olmaz, kolay ve hızlı olan buzdağının görünen tarafıdır, suyun altında olanlar uzun, azimli ve sıkı bir çalışmanın sonucudur.

Rejime başladığımız ilk gün ve sıkı bir diyetin 4. ayında, öncesi sonrası fotoğrafına bakar, bir sihir sonucu şak diye ince, fit olma hayalini kurarız.

Çözümü çoğu zaman kendimizin bulabileceğini aklımızdan dahi geçirmeyip, Dorothy ve arkadaşlarının Oz Büyücüsü’ne gittiği gibi, bize büyülü bir çözüm üreteceklerine inandığımız profesyonellere bırakırız.

Bir ilaç alıp tüm ağrılarımıza çözüm bulmayı isteriz.

Bir kişisel gelişim kitabı okuyup bambaşka bir insan olmanın umudunu yaşarız.

Neden?

Çünkü sonuca odaklıyızdır, süreç değil varmak istediğimiz nokta önemlidir. Yani, hemen değişimi görmek, harcadığımız çabanın etkili olduğunu biran önce bilmek isteriz. Hız şarttır, her şey çabuk gerçekleşmelidir, kaybedecek zamanın olmadığı günümüz yaşam koşullarında anlaşılması çok da güç değildir bu aceleci tavrı. Olsun bitsin, yapılsın, yenilikler hayata geçsin, hedefler gerçekleşsin. Beynimiz ta küçük yaşlardan beri böyle kurgulanmıştır. Grimm, Andersen, ve tabii Disney uyarlamalarıyla büyüyen bizler peri masallarının büyüsüne kapılmak isteriz.

Ancak, kabul edelim ki, gerçek hayatta periler, beyaz atlı prensler, cadılar ve tabii onların yaptıkları büyüler ve mucizeler yoktur.

Kimsenin sihirli bir değneği, birbirine vurulduğunda bizi evimize ışınlayacak büyülü kırmızı rugan ayakkabıları ya da iksir tesirinde tüm ağrılarımıza iyi gelecek ilaçları yoktur. Belki hepimizin mucizelere inanmak istediği, kolay bir yol, çıkış aradığı durumlar olmuştur ancak en çaresiz durumda karşımıza çıkan fırsatı gören, o fırsatı çözüme dönüştüren gene sizsinizdir. Bazen basit bir problem gene basit bir çözümle tatlıya bağlanabilir. Bazen problemleri teşhis etmek ve de alternatif çıkış yolları geliştirmek kafamızda büyüttüğümüzden daha kolay olacaktır. Ancak bu iyimser bakış açısını önümüze çıkan her probleme uygulamak mümkün olmayacaktır.

Her zaman karşımıza daha uzun zaman gerektiren değişim süreçleri ve zorlu problemler çıkacaktır ve bunlarla ilgili stratejiler geliştirmek için daha çok zamana ve uğraşa gerek duyulacaktır. Problem çözme ve değişim zaman alır, burada sözünü ettiğimiz zaman dilimi bazen aylar, bazen yıllar sürecektir. Yaşam tarzınızı değiştirerek uzun ve sağlıklı bir ömür yaşayabileceğiniz kronik bir hastalığınız olduğunu farz edin. Örneğin, gizli şeker veya Tip 2 diyabet hastası olduğunuzu düşünün. Hayatınızı sağlıklı geçirmek için dengeli beslenmeli, bazı yiyecekleri çok nadiren yemeli, düzenli egzersiz yapmalı, her açıdan ölçülü bir yaşam sürmelisiniz. Bu büyük bir değişim, irade ve süreklilik gerektirir. Ancak bu yolculuk ya da süreç yaşam kalitenizi arttıracak, fiziksel ve mental anlamda yapabileceklerinizi optimuma çıkartacaktır. Bir diğer deyişle, hedefiniz yolculuğun kendi olmalıdır. Sağlıklı olmanın kıymetini hastalandığımızda anlarız, oysa çoğu zaman ufak tercihler ve değişikliklerle hayattan daha çok keyif almayı sağlamamız mümkündür. Her şey zihnimizde biter.

Kurumlar da bireyler gibidir. Ancak suya düştüklerinde ve boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarında yüzmeyi öğrenme zorunluluğunda kalırlar. Alışkanlıkları kırmak, yeni alışkanlıklar geliştirmek kolay iş değildir. Kolektif bir zekâ ve davranış kalıplarını kabul etmek ve gündelik işleyişin içine almayı gerektirir. Şirket kültürleri böyle kurulur; uzun, kırılgan ve engebelerle dolu bir süreçtir, irade ve ortak değerler doğrultusunda hareket etmenin bir sonucudur.

Seth Godin’in geçtiğimiz günlerde yazdığı bloğunda, hızlı, kolay ve sihirli çözümlere yaklaşımı şöyledir:

Ölüm diyetini unutun.

Bir gecede kendini ikiye katlayan hisse senedinden korkun.

Devrimsel yeni teknolojiye şüpheci bir bakış açısıyla yaklaşın.

Şirketinizi bir anda değiştireceğini iddia eden danışmandan hizmet almayın.

Sizin projeniz veya sağlığınız piyango biletlerine emanet edilmeyecek kadar değerlidir.

Tabii ki, bizleri değişime ve inovasyona iten, işlere momentum veren etkenler, kararlar olacaktır. Ancak değişim için, zaman gereklidir. Yeni kuralların konulması, uygulanması, eğrinin doğrunun denenerek bulunması ve yeni bir düzenin kurulması için zaman şarttır. “Anında”, “şimdi”, “hemen” kelimeleri çocukluğumuzdan beri en sevdiğimiz kelimeler olmakla beraber, gerçeklerle örtüşmemektedir. Oturup başınıza bir mucizenin gelmesini beklemektense, kolları sıvayıp çalışarak mucizenin kendini yaratmak mümkün olabilir. Daha doğrusu, dışardan sizin ne kadar çalıştığınızı, kafa yorduğunuzu, yılmadan çalışmaya devam ettiğinizi bilmeyenler için bu bir mucize gibi görünecektir. Oysa, siz emeğinizin karşılığını alıyor olacaksınız.

Hiçbir sıçrama bir anda olmaz… Sadece siz bir anda haberdar olursunuz

Jim Colllins İyiden Mükemmel Şirkete adını verdiği en çok satanlar listesinden inmeyen işletme kitabında değişimin nereden bakarsan nasıl göründüğünü yumurta örneğiyle etkili bir şekilde yapar.

Bir yumurta düşünün, der. Günler geçer hiçbir hareket olmadan yumurta durduğu yerde durur. Hiç kimse dikkat etmez, yumurtanın içinde bir şeyler olduğunu, bir civcivin oluştuğunu kimse görmez. Sonra, bir gün, ansızın, birden bire, yumurta çatlar ve bir civciv çıkar içinden. Tüm dünya hayretler içinde civcivin dünyaya gelişini bir mucize olarak alkışlar, dünden bugüne meydana gelen olağanüstü bir olay olarak görür. Oysa yumurtanın hikayesini bir de civcivden dinleyelim, der Collins.

Dışardaki dünya görünüşte uyuyan yumurtayı görmezden gelirken, civciv durmadan gelişir, büyür, değişir. Civcive göre dışarı çıkmak tüm bu evreleri geçirdikten sonra bir adım daha ileri gitmekten ibarettir. Evet, büyük bir adımdır, ancak dışardan görüldüğü gibi büyük bir transformasyon, yoktan var olma değildir.

Collins, bu analojiyi değişime birden bire meydana gelen bir mucize gibi bakmanın ne kadar saçma olduğunu göstermek için kullanır. Birçoğumuz değişimi bir düğmeye basılarak geçilen yeni bir durum gibi görmeye eğilimliyiz. Oysa, iyiden mükemmele dönüşen şirketlerin yöneticilerine sorduğunuzda, başarılı geçişlerini örnekleyecek en önemli anı veya olayı bir türlü söyleyemezler. Örneğin, Collins’in muhteşem şirketler arasında saydığı Walgreens, faaliyette olduğu ilk 40 yılı ortalama bir firma olarak geçirir. Birden bire, 1975’te yükselmeye başlar, ve yükselir, ve daha da yükselir, ve yükselmeye devam eder. 31 Aralık 1975’ten 1 Ocak 2000’e kadar olan sürede, Walgreen’s 1 dolar yatırım yapan Intel’e 1 dolar yatırım yapana göre iki kat, GE’ye yatırım yapana göre 5 kat, Coca Cola’ya yatırım yapana göre 8 kat daha fazla getiri sağlamıştır. Collins Walgreens’in bir üst düzey yöneticisine şirketin dönüşümü ne zaman gerçekleşti diye sorduğunda, cevabı 1971 ve 1980 arasında olmuştur cevabını vermiştir; yaklaşık 10 yıllık bir zaman dilimi!

Büyük ve başarılı bir dönüşüm yaşayan muhteşem şirketlere değişimle ilgili sorular sorduğunuzda, cevaplar benzerdir. Abbott “birden bire gözümüzü kör eden bir ışık olmadı”, der. Kimberly-Clark, “hiçbir değişimin geceden sabaha gerçekleşmediğini, zaman içerisinde büyüyüp, yerli yerine oturduğunu” söyler. Wells Fargo, değişimin bir tek düğmeye basarak tek bir seferde gerçekleşmediğini söyler.

Değişim Nasıl Meydana Gelir?

Ağır, kocaman makinelerin çalışmasını düzenleyen büyük çaplı bir çark hayal edin. 25 ton ağırlığında, 30 metre çapında, 3 metre kalınlığında. Bu dev çark sizin şirketiniz. İşiniz ise, bu çarkı mümkün olduğunca hızlı bir şekilde döndürmek. Şuan çark olduğu yerde duruyor. Bütün gücünüzü, dikkatinizi, kaynaklarınızı toplayıp çevirmeye çalışıyorsunuz. 2-3 günlük eforun sonunda, çark bir kez dönüyor. Döndürmeye devam ediyorsunuz, 2.turu daha hızlı tamamlıyor, 3 ve 4.turları çok daha hızlı. Siz ise, hiç döndürmeyi bırakmıyorsunuz. Her turda daha da hızlanıyor, momentum kazanıyor. Buna çark etkisi deniyor. Şirketin içindeyken iyiden mükemmele geçiş böyle hissedilir. 50,000 çalışanı olan Kroger gibi büyük bir süpermarket şirketi değişimini nasıl yeni bir stratejiyle hayata geçirir? Kroger’in değişimden sorumlu CEO’su Jim Herring, değişim programlarından ve çalışanları motive etmek için yapılan yapay etkinliklerden uzak kalmış, sadece çarkı döndürmeye odaklanmış. Çalışanlarının başarıyla motive olacaklarını bildiğinden, adım adım çarkı çevirerek başarıya ulaşmaya odaklanmış.

Sonuç odaklı çalışanlar sonuca kilitlenip kazanan takımın parçası olmak isterler. Çarkı 3-4 tur çevirdikten sonra, momentuma şahit olduklarında başarıya sağladıkları katkıyı görürler ve daha da kuvvetli itmeye çalışırlar. Başarı takım içinde paylaşıldıkça büyür. Gerçek değişim işte böyle gerçekleşir.

Değişim kolay ve hızlı olmaz, kolay ve hızlı olan buzdağının görünen tarafıdır, suyun altında olanlar uzun, azimli ve sıkı bir çalışmanın sonucudur.

 

Rejime başladığımız ilk gün ve sıkı bir diyetin 4. ayında, öncesi sonrası fotoğrafına bakar, bir sihir sonucu şak diye ince, fit olma hayalini kurarız.

 

Çözümü çoğu zaman kendimizin bulabileceğini aklımızdan dahi geçirmeyip, Dorothy ve arkadaşlarının Oz Büyücüsü’ne gittiği gibi, bize büyülü bir çözüm üreteceklerine inandığımız profesyonellere bırakırız.

 

Bir ilaç alıp tüm ağrılarımıza çözüm bulmayı isteriz.

 

Bir kişisel gelişim kitabı okuyup bambaşka bir insan olmanın umudunu yaşarız.

 

Neden?

 

Çünkü sonuca odaklıyızdır, süreç değil varmak istediğimiz nokta önemlidir. Yani, hemen değişimi görmek, harcadığımız çabanın etkili olduğunu biran önce bilmek isteriz. Hız şarttır, her şey çabuk gerçekleşmelidir, kaybedecek zamanın olmadığı günümüz yaşam koşullarında anlaşılması çok da güç değildir bu aceleci tavrı. Olsun bitsin, yapılsın, yenilikler hayata geçsin, hedefler gerçekleşsin. Beynimiz ta küçük yaşlardan beri böyle kurgulanmıştır. Grimm, Andersen, ve tabii Disney uyarlamalarıyla büyüyen bizler peri masallarının büyüsüne kapılmak isteriz.

 

Ancak, kabul edelim ki, gerçek hayatta periler, beyaz atlı prensler, cadılar ve tabii onların yaptıkları büyüler ve mucizeler yoktur.

 

Kimsenin sihirli bir değneği, birbirine vurulduğunda bizi evimize ışınlayacak büyülü kırmızı rugan ayakkabıları ya da iksir tesirinde tüm ağrılarımıza iyi gelecek ilaçları yoktur. Belki hepimizin mucizelere inanmak istediği, kolay bir yol, çıkış aradığı durumlar olmuştur ancak en çaresiz durumda karşımıza çıkan fırsatı gören, o fırsatı çözüme dönüştüren gene sizsinizdir. Bazen basit bir problem gene basit bir çözümle tatlıya bağlanabilir. Bazen problemleri teşhis etmek ve de alternatif çıkış yolları geliştirmek kafamızda büyüttüğümüzden daha kolay olacaktır. Ancak bu iyimser bakış açısını önümüze çıkan her probleme uygulamak mümkün olmayacaktır.

 

Her zaman karşımıza daha uzun zaman gerektiren değişim süreçleri ve zorlu problemler çıkacaktır ve bunlarla ilgili stratejiler geliştirmek için daha çok zamana ve uğraşa gerek duyulacaktır. Problem çözme ve değişim zaman alır, burada sözünü ettiğimiz zaman dilimi bazen aylar, bazen yıllar sürecektir. Yaşam tarzınızı değiştirerek uzun ve sağlıklı bir ömür yaşayabileceğiniz kronik bir hastalığınız olduğunu farz edin. Örneğin, gizli şeker veya Tip 2 diyabet hastası olduğunuzu düşünün. Hayatınızı sağlıklı geçirmek için dengeli beslenmeli, bazı yiyecekleri çok nadiren yemeli, düzenli egzersiz yapmalı, her açıdan ölçülü bir yaşam sürmelisiniz. Bu büyük bir değişim, irade ve süreklilik gerektirir. Ancak bu yolculuk ya da süreç yaşam kalitenizi arttıracak, fiziksel ve mental anlamda yapabileceklerinizi optimuma çıkartacaktır. Bir diğer deyişle, hedefiniz yolculuğun kendi olmalıdır. Sağlıklı olmanın kıymetini hastalandığımızda anlarız, oysa çoğu zaman ufak tercihler ve değişikliklerle hayattan daha çok keyif almayı sağlamamız mümkündür. Her şey zihnimizde biter.

 

Kurumlar da bireyler gibidir. Ancak suya düştüklerinde ve boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarında yüzmeyi öğrenme zorunluluğunda kalırlar. Alışkanlıkları kırmak, yeni alışkanlıklar geliştirmek kolay iş değildir. Kolektif bir zekâ ve davranış kalıplarını kabul etmek ve gündelik işleyişin içine almayı gerektirir. Şirket kültürleri böyle kurulur; uzun, kırılgan ve engebelerle dolu bir süreçtir, irade ve ortak değerler doğrultusunda hareket etmenin bir sonucudur.

 

Seth Godin’in geçtiğimiz günlerde yazdığı bloğunda, hızlı, kolay ve sihirli çözümlere yaklaşımı şöyledir:

Ölüm diyetini unutun.

Bir gecede kendini ikiye katlayan hisse senedinden korkun.
Devrimsel yeni teknolojiye şüpheci bir bakış açısıyla yaklaşın.
Şirketinizi bir anda değiştireceğini iddia eden danışmandan hizmet almayın.

Sizin projeniz veya sağlığınız piyango biletlerine emanet edilmeyecek kadar değerlidir.

Tabii ki, bizleri değişime ve inovasyona iten, işlere momentum veren etkenler, kararlar olacaktır. Ancak değişim için, zaman gereklidir. Yeni kuralların konulması, uygulanması, eğrinin doğrunun denenerek bulunması ve yeni bir düzenin kurulması için zaman şarttır. “Anında”, “şimdi”, “hemen” kelimeleri çocukluğumuzdan beri en sevdiğimiz kelimeler olmakla beraber, gerçeklerle örtüşmemektedir. Oturup başınıza bir mucizenin gelmesini beklemektense, kolları sıvayıp çalışarak mucizenin kendini yaratmak mümkün olabilir. Daha doğrusu, dışardan sizin ne kadar çalıştığınızı, kafa yorduğunuzu, yılmadan çalışmaya devam ettiğinizi bilmeyenler için bu bir mucize gibi görünecektir. Oysa, siz emeğinizin karşılığını alıyor olacaksınız.

 

Hiçbir sıçrama bir anda olmaz… Sadece siz bir anda haberdar olursunuz

 

Jim Colllins İyiden Mükemmel Şirkete adını verdiği en çok satanlar listesinden inmeyen işletme kitabında değişimin nereden bakarsan nasıl göründüğünü yumurta örneğiyle etkili bir şekilde yapar.

 

Bir yumurta düşünün, der. Günler geçer hiçbir hareket olmadan yumurta durduğu yerde durur. Hiç kimse dikkat etmez, yumurtanın içinde bir şeyler olduğunu, bir civcivin oluştuğunu kimse görmez. Sonra, bir gün, ansızın, birden bire, yumurta çatlar ve bir civciv çıkar içinden. Tüm dünya hayretler içinde civcivin dünyaya gelişini bir mucize olarak alkışlar, dünden bugüne meydana gelen olağanüstü bir olay olarak görür. Oysa yumurtanın hikayesini bir de civcivden dinleyelim, der Collins.

 

Dışardaki dünya görünüşte uyuyan yumurtayı görmezden gelirken, civciv durmadan gelişir, büyür, değişir. Civcive göre dışarı çıkmak tüm bu evreleri geçirdikten sonra bir adım daha ileri gitmekten ibarettir. Evet, büyük bir adımdır, ancak dışardan görüldüğü gibi büyük bir transformasyon, yoktan var olma değildir.

 

Collins, bu analojiyi değişime birden bire meydana gelen bir mucize gibi bakmanın ne kadar saçma olduğunu göstermek için kullanır. Birçoğumuz değişimi bir düğmeye basılarak geçilen yeni bir durum gibi görmeye eğilimliyiz. Oysa, iyiden mükemmele dönüşen şirketlerin yöneticilerine sorduğunuzda, başarılı geçişlerini örnekleyecek en önemli anı veya olayı bir türlü söyleyemezler. Örneğin, Collins’in muhteşem şirketler arasında saydığı Walgreens, faaliyette olduğu ilk 40 yılı ortalama bir firma olarak geçirir. Birden bire, 1975’te yükselmeye başlar, ve yükselir, ve daha da yükselir, ve yükselmeye devam eder. 31 Aralık 1975’ten 1 Ocak 2000’e kadar olan sürede, Walgreen’s 1 dolar yatırım yapan Intel’e 1 dolar yatırım yapana göre iki kat, GE’ye yatırım yapana göre 5 kat, Coca Cola’ya yatırım yapana göre 8 kat daha fazla getiri sağlamıştır. Collins Walgreens’in bir üst düzey yöneticisine şirketin dönüşümü ne zaman gerçekleşti diye sorduğunda, cevabı 1971 ve 1980 arasında olmuştur cevabını vermiştir; yaklaşık 10 yıllık bir zaman dilimi!

Büyük ve başarılı bir dönüşüm yaşayan muhteşem şirketlere değişimle ilgili sorular sorduğunuzda, cevaplar benzerdir. Abbott “birden bire gözümüzü kör eden bir ışık olmadı”, der. Kimberly-Clark, “hiçbir değişimin geceden sabaha gerçekleşmediğini, zaman içerisinde büyüyüp, yerli yerine oturduğunu” söyler. Wells Fargo, değişimin bir tek düğmeye basarak tek bir seferde gerçekleşmediğini söyler.


Değişim Nasıl Meydana Gelir?

Ağır, kocaman makinelerin çalışmasını düzenleyen büyük çaplı bir çark hayal edin. 25 ton ağırlığında, 30 metre çapında, 3 metre kalınlığında. Bu dev çark sizin şirketiniz. İşiniz ise, bu çarkı mümkün olduğunca hızlı bir şekilde döndürmek. Şuan çark olduğu yerde duruyor. Bütün gücünüzü, dikkatinizi, kaynaklarınızı toplayıp çevirmeye çalışıyorsunuz. 2-3 günlük eforun sonunda, çark bir kez dönüyor. Döndürmeye devam ediyorsunuz, 2.turu daha hızlı tamamlıyor, 3 ve 4.turları çok daha hızlı. Siz ise, hiç döndürmeyi bırakmıyorsunuz. Her turda daha da hızlanıyor, momentum kazanıyor. Buna çark etkisi deniyor. Şirketin içindeyken iyiden mükemmele geçiş böyle hissedilir. 50,000 çalışanı olan Kroger gibi büyük bir süpermarket şirketi değişimini nasıl yeni bir stratejiyle hayata geçirir? Kroger’in değişimden sorumlu CEO’su Jim Herring, değişim programlarından ve çalışanları motive etmek için yapılan yapay etkinliklerden uzak kalmış, sadece çarkı döndürmeye odaklanmış. Çalışanlarının başarıyla motive olacaklarını bildiğinden, adım adım çarkı çevirerek başarıya ulaşmaya odaklanmış.

 

Sonuç odaklı çalışanlar sonuca kilitlenip kazanan takımın parçası olmak isterler. Çarkı 3-4 tur çevirdikten sonra, momentuma şahit olduklarında başarıya sağladıkları katkıyı görürler ve daha da kuvvetli itmeye çalışırlar. Başarı takım içinde paylaşıldıkça büyür. Gerçek değişim işte böyle gerçekleşir.