Dijital Dünyada İnsan Kalabilmek

20182F012F172Fca2Feef194bb603a452e96d53edfbb92c1eb.bd2d1Geçtiğimiz haftanın başında dünya gözlerini Facebook skandalıyla açtı. New York Times’ın haberine göre, seçmen profilleme üzerine hizmet veren Cambridge Analytica şirketi nüfuzlu Cumhuriyetçi Robert Mercer’dan 15 milyon dolar yatırımı almış ve karşılığında Stephen Bannon’a Amerikan seçmeninin kişiliklerini ve davranışlarını etkisi altına alacak araçlara sahip olduğunu garantilemişti. Ancak işin gerçeği Cambridge Analytica böyle araçlara sahip değilmiş. Seçmenlerin özel bilgilerine erişmek için dev bir havuz olan Facebook profillerine başvurmuştu ve 50 milyon Facebook kullanıcısının bilgileri izin almadan kullanarak sosyal medya tarihinin en büyük bilgi ihlaline yol açacaktı. Özel sosyal medya aktivitesini Trump’in seçimleri kazanması için teknikler geliştirerek uygulayan firmanın eski kurucu çalışanlarından Christopher Wylie’ye göre, Cambridge Analytica ‘savaşta kural tanınmaz’ prensibiyle faaliyet göstermekteydi, Amerika’da bir kültür savaşı güdüyorlardı ve her şey mübahtı.

Şimdi birkaç adım geriye gidelim ve kendimize şu soruyu soralım: Bu gerçekten bir skandal mıdır yoksa dijital devriminin normal bir izleyişi mi? Kendi elimizle Facebook’a koyduğumuz bilgileri bir üçüncü parti fikirlerimizi etkisi altına almak için kullanıyor.

Devamını Oku

İşe Alımcı Dersini Çalışmalı

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, işe alımdaki insan faktörü önemini koruyor. Birebir görüşmeyle; özgeçmişlerden, online portfolyolardan, video konferanslardan alınmayan bir izlenim alınabiliyor. Aday; duruşu, konuşması, espiri anlayışı, gözlerindeki ışıltıyla kanlı canlı karşınızda oluyor.

İşe alım adayın dünyasına açılan kapı olduğu kadar, şirketin yeni yeteneklere araladığı bir kapı.

Nelere dikkat edilmeli, işe alım sürecinde neler farklı yapılmalı? Kevin Grice 6 sene boyunca Google’da işe alım yapmış bir insan kaynakları profesyoneli. Fast Company için yazdığı yazıda işe alımcılara tavsiyelerini aktarıyor.

Google’de işe alım en çok önem verilen süreçlerden birisi çünkü yönetim birçok başka şirket gibi en iyi yetenekleri şirkete kazandırmak istiyor. Klişeleşmiş ancak doğruluğundan bir şey kaybetmemiş şu söze sıkı sıkı bağlılar: “Ancak bir sonraki işe alımımız kadar iyiyiz”. Şu da unutulmamalı ki, bir sonraki işe alımınız da ancak işe alım prosesiniz kadar iyi olabilir. Bu gerçeğin birçok şirket tarafından bilindiği ancak resmi bir işe alım prosedürünü devreye sokmanın çoğu zaman ötelendiği, önemsenmediği görülmekte. Belki de şirketler bir mucize sonucu en iyileri işe alabileceklerine inanıyorlar, kim bilir...

Devamını Oku

İyilikle Dünyayı Değiştirebilir miyiz?

altruismNaif derecede iyimser bir düşünce belki… Ancak süper kahramanların yapma dünyasında iyilerin kötüleri yendiği kahramanlık hikâyelerini duymaya, görmeye alışmışız.

Gerçek dünya Batman’ın Gotham’ından daha karanlık… Kazanmak için fırsatları kollamanın, zor kararlar vermenin, sert davranmanın geçerli olduğu bir dünya.

İyi veya kötü olmak değil, “güçlü” olmak önemli. Güçlü olmak ne anlama geliyor: paralı olmak, nüfuzlu olmak, önemli kontakları olmak, itibara sahip olmak. Güçlüler dünyayı yönetmekte ve kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmekte.

Bu mudur?

Değişim ille de statükonun yarattığı güçlülerden mi gelmeli?

HAYIR diyor hep gülümseyen gözleri, derin bakışlarıyla Matthieu Ricard. Dalai Lama’nın Fransızca çevirmeni, budist rahip, fotoğrafçı, yazar olan Ricard’ı, “dünyanın en mutlu adamı” olarak tanıyoruz.

Devamını Oku

Ofiste Şıp Diye Tanıyabileceğiniz 4 İşkolik

0 0BDCxnTsX okLUDuİnsanlar farklı sebeplerden işlerine sarılır, birer işkoliğe dönüşürler. Sebep ne olursa olsun, sonuç benzer şekilde kötü sonuçlanır.

Malissa Clark hayatını işkolikliğe adamış. Hayır, kendisi işkolik değil! University of Georgia’da Psikoloji doktoru olan Prof. Clark’ın çalışma alanı işkoliklik. İşkolik olmak son yirmi yılın hiç alçalmayan trendi. Clark Fast Company’de yayınlanan makalesinde ‘neden işkolik oluruz, işkoliklik nedir, ne değildir’i basit dille tartışıyor, birçoklarımızın işkolik tanımını yerinden sarsıyor. Çevremizdeki herkes yakın çevresinden bir kişiyi işkolik olarak gösteriyor veya kendini işkolik olarak tanımlıyor. Son yıllarda işkolikliğin tanımı dört ana alanı kapsayacak şekilde değişmiş durumda: işkolikliği motivasyonel, zihinsel, duygusal ve davranışsal elementlere odaklanarak tanımlamak mümkün. Yani, “Neden işkolik oluyoruz?” sorusunun kaynağına iniyor.

NEDEN?

Motivasyonel: İşkolikler işlerine tutkuyla bağlı insanlardan farklılar. İşlerini sevmiyorlar, sadece içlerinden gelen o küçük ses onları baskı altına alıyor ve kendilerini çalışmak zorunda hissediyorlar. Diğer bir deyişle, çalışıyorlar çünkü çalışmak zorundalar, başka seçimleri yok.

Zihinsel: Çalışmadıklarında bile sürekli kafalarından işle ilgili düşünceler geçiyor, iş yapmadıklarında şalteri kapamak ve işle ilgili hiçbirşey düşünmemek gibi bir alternatifleri yok.

Devamını Oku

Kartvizitler Ölmüyor; Kabuk Değiştiriyor!

20 subat degisimKreatif profesyonellerin ve genç girişimcilerin dünyasında kartvizitlerin isim ve kontakt detaylarını vermenin ötesinde bir misyonu var: Dikkat çekmek ve farklı şekil, materyel ve mesajlarıyla müşterilerin aklında kalmak.                                                    

Sue Shellenbarger’in Wall Street Journal’da yayınlanan yazısında, şu size verildiğinde, bu nedir diye evirip çevirdiğiniz anlamlandırmaya çalıştığınız, ya sizi komik, saçma, veya ince mizahıyla güldüren ya da kullanışlı bir küçük alet edevat olarak yanınızda taşıdığınız kartlarla ilgili yazmış. Örneğin, Boca Raton, Florida’da iş geliştirme danışmanlığı yapan Randall Ostrow kartvizitini küp bulmaca şeklinde tasarlamış. Genellikle insanlar telefonla konuştuklarında ellerinde oynadıkları, ofiste masalarında duran bir obje olarak Ostrow’un kartı sürekli gözlerinin önünde oluyor.

Bilgi, isim ve insan kalabalığı içinden sıyrılabilmek için yaratıcı kartvizitler...

Siyah-beyaz kartvizitler tıp, hukuk, muhasebe ve finans gibi “ciddi” sektörler ve mesleklerle sınırlı kalmaya başladı. Birçok kreatif profesyonel ve bağımsız iş yapan profesyonel kendi kartlarını kendileri tasarlıyorlar. Bu tasarımı yaparken de, renkleri, materyelleri, şekilleri, işlevleriyle akılda kalan, hatta sohbetlerde fıkra gibi anlatılan kartlar yapmak istiyorlar. Öyle ki isim ve kontakt bilgileri ikincil planda kalıyor. Bir yandan, hatırlanmak, ilgi çekmek istenen bir şey olmakla beraber, diğer yandan çok çarpıcı ya da abuk karşılanacak bir tasarım yapmak ve o tasarımla bağdaştırılma riskiyle karşı karşıyasınız. Ne gayri ciddi bir kart, nasıl saçma bir fikir gibi bir tepki de hoş olmaz. Bir yandan da, klasikleşmiş cüzdana sığacak bir kart beklentisi olan müşterileri sıkabilir ya da şaşırtabilirsiniz.

Devamını Oku