Paranın Değil, Problemin Peşinden Gidin

Depositphotos 63038881 original minKendi işinizi mi yapmak istiyorsunuz? Patron olmak mı cazip geliyor? Kurumsal saçmalıklardan mı bıktınız?

Tüm bu sorulara cevabınız “Evet” mi?

Peki, neden yapmak istediğiniz işi yapmak istiyorsunuz? Diğer bir deyişle, kurduğunuz iş kime ne yarar sağlayacak? Daha da basite indirgendiğinde: Hangi problemi çözecek?

Evet karşımıza ilkokuldan beri çıkan ve bir türlü neden çözdüğümüzü anlayamadığımız havuz problemlerine benzer bir tablo çıkıyor. Girişimci mi olmak istiyorsunuz? Problem çözeceksiniz.

Önce Problem

Albert Einstein der ki: “Eğer dünyayı kurtarmak için 1 saatim olsa, problemi tanımlamak için 59 dakika, çözüm için 1 dakika ayırırım.” Genelde biz insanlar bunun tam tersine yöneliyoruz; problemi zaten herkes çok net biliyormuş gibi doğrudan çözüme odaklanıyoruz. Problem doğru sorularla deşilmediği ve net bir dille tanımlanmadığı sürece kapsamı ve sınırları belirlenmiyor, dolayısıyla çözüme ulaşmanın yolları daralıyor.

Dünyadaki başarılı girişimlerin çözüm önerisi getirdikleri problemleri, bir cümlede tanımlanacak kadar yalın ve nettir.

Devamını Oku

Dijital Dünyada İnsan Kalabilmek

20182F012F172Fca2Feef194bb603a452e96d53edfbb92c1eb.bd2d1Geçtiğimiz haftanın başında dünya gözlerini Facebook skandalıyla açtı. New York Times’ın haberine göre, seçmen profilleme üzerine hizmet veren Cambridge Analytica şirketi nüfuzlu Cumhuriyetçi Robert Mercer’dan 15 milyon dolar yatırımı almış ve karşılığında Stephen Bannon’a Amerikan seçmeninin kişiliklerini ve davranışlarını etkisi altına alacak araçlara sahip olduğunu garantilemişti. Ancak işin gerçeği Cambridge Analytica böyle araçlara sahip değilmiş. Seçmenlerin özel bilgilerine erişmek için dev bir havuz olan Facebook profillerine başvurmuştu ve 50 milyon Facebook kullanıcısının bilgileri izin almadan kullanarak sosyal medya tarihinin en büyük bilgi ihlaline yol açacaktı. Özel sosyal medya aktivitesini Trump’in seçimleri kazanması için teknikler geliştirerek uygulayan firmanın eski kurucu çalışanlarından Christopher Wylie’ye göre, Cambridge Analytica ‘savaşta kural tanınmaz’ prensibiyle faaliyet göstermekteydi, Amerika’da bir kültür savaşı güdüyorlardı ve her şey mübahtı.

Şimdi birkaç adım geriye gidelim ve kendimize şu soruyu soralım: Bu gerçekten bir skandal mıdır yoksa dijital devriminin normal bir izleyişi mi? Kendi elimizle Facebook’a koyduğumuz bilgileri bir üçüncü parti fikirlerimizi etkisi altına almak için kullanıyor.

Devamını Oku

İşe Alımcı Dersini Çalışmalı

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, işe alımdaki insan faktörü önemini koruyor. Birebir görüşmeyle; özgeçmişlerden, online portfolyolardan, video konferanslardan alınmayan bir izlenim alınabiliyor. Aday; duruşu, konuşması, espiri anlayışı, gözlerindeki ışıltıyla kanlı canlı karşınızda oluyor.

İşe alım adayın dünyasına açılan kapı olduğu kadar, şirketin yeni yeteneklere araladığı bir kapı.

Nelere dikkat edilmeli, işe alım sürecinde neler farklı yapılmalı? Kevin Grice 6 sene boyunca Google’da işe alım yapmış bir insan kaynakları profesyoneli. Fast Company için yazdığı yazıda işe alımcılara tavsiyelerini aktarıyor.

Google’de işe alım en çok önem verilen süreçlerden birisi çünkü yönetim birçok başka şirket gibi en iyi yetenekleri şirkete kazandırmak istiyor. Klişeleşmiş ancak doğruluğundan bir şey kaybetmemiş şu söze sıkı sıkı bağlılar: “Ancak bir sonraki işe alımımız kadar iyiyiz”. Şu da unutulmamalı ki, bir sonraki işe alımınız da ancak işe alım prosesiniz kadar iyi olabilir. Bu gerçeğin birçok şirket tarafından bilindiği ancak resmi bir işe alım prosedürünü devreye sokmanın çoğu zaman ötelendiği, önemsenmediği görülmekte. Belki de şirketler bir mucize sonucu en iyileri işe alabileceklerine inanıyorlar, kim bilir...

Devamını Oku

İyilikle Dünyayı Değiştirebilir miyiz?

altruismNaif derecede iyimser bir düşünce belki… Ancak süper kahramanların yapma dünyasında iyilerin kötüleri yendiği kahramanlık hikâyelerini duymaya, görmeye alışmışız.

Gerçek dünya Batman’ın Gotham’ından daha karanlık… Kazanmak için fırsatları kollamanın, zor kararlar vermenin, sert davranmanın geçerli olduğu bir dünya.

İyi veya kötü olmak değil, “güçlü” olmak önemli. Güçlü olmak ne anlama geliyor: paralı olmak, nüfuzlu olmak, önemli kontakları olmak, itibara sahip olmak. Güçlüler dünyayı yönetmekte ve kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmekte.

Bu mudur?

Değişim ille de statükonun yarattığı güçlülerden mi gelmeli?

HAYIR diyor hep gülümseyen gözleri, derin bakışlarıyla Matthieu Ricard. Dalai Lama’nın Fransızca çevirmeni, budist rahip, fotoğrafçı, yazar olan Ricard’ı, “dünyanın en mutlu adamı” olarak tanıyoruz.

Devamını Oku

Ofiste Şıp Diye Tanıyabileceğiniz 4 İşkolik

0 0BDCxnTsX okLUDuİnsanlar farklı sebeplerden işlerine sarılır, birer işkoliğe dönüşürler. Sebep ne olursa olsun, sonuç benzer şekilde kötü sonuçlanır.

Malissa Clark hayatını işkolikliğe adamış. Hayır, kendisi işkolik değil! University of Georgia’da Psikoloji doktoru olan Prof. Clark’ın çalışma alanı işkoliklik. İşkolik olmak son yirmi yılın hiç alçalmayan trendi. Clark Fast Company’de yayınlanan makalesinde ‘neden işkolik oluruz, işkoliklik nedir, ne değildir’i basit dille tartışıyor, birçoklarımızın işkolik tanımını yerinden sarsıyor. Çevremizdeki herkes yakın çevresinden bir kişiyi işkolik olarak gösteriyor veya kendini işkolik olarak tanımlıyor. Son yıllarda işkolikliğin tanımı dört ana alanı kapsayacak şekilde değişmiş durumda: işkolikliği motivasyonel, zihinsel, duygusal ve davranışsal elementlere odaklanarak tanımlamak mümkün. Yani, “Neden işkolik oluyoruz?” sorusunun kaynağına iniyor.

NEDEN?

Motivasyonel: İşkolikler işlerine tutkuyla bağlı insanlardan farklılar. İşlerini sevmiyorlar, sadece içlerinden gelen o küçük ses onları baskı altına alıyor ve kendilerini çalışmak zorunda hissediyorlar. Diğer bir deyişle, çalışıyorlar çünkü çalışmak zorundalar, başka seçimleri yok.

Zihinsel: Çalışmadıklarında bile sürekli kafalarından işle ilgili düşünceler geçiyor, iş yapmadıklarında şalteri kapamak ve işle ilgili hiçbirşey düşünmemek gibi bir alternatifleri yok.

Devamını Oku